• Bağlantılarım

Varlığa isyan

19/9/2009 · Kategori: Edebiyat-Denemeler

Ne dertlerin varlığından sıkıntı duymuştuk oysa ki, kimimizin yokluğu kimimize keder kimimizin varlığı hepimize bedel. İlk insandan ( Hz.Adem ) bu yana hep böyle olur umuduyla yaşamış dedeler, dedelerin de dedeleri. Tarih, coğrafyanın amacı coğrafya edebiyatın aracı, edebiyatsa şu sıralar eksikliğini görmezden geldiğimiz mantığımızın sebebi zarureti. Peki ya şimdiler de ? Bilmek ne demekse bilmemekte o demektir bilinmezliğin adı sanal, bilinirlikse bir sanat akımı olmuş. Tarih felsefeye icad-ı şeytan dese de, asıl şeytanın yok gibi görünüp var olan başıbozuk cümleler olduğunu görmeye feraseti yetmedi. İnsanlık Mu’dan Asya’ya sıçrarken acaba başkalaşımdan haberdar mıydı ? oysa ki bilinmezlerin profesörü Mu-ydu diye yazar tarihin katipleri. Ve Asya muhteşem mabedlerin inşaat temelleri, barbarların silah talimgahları, sanatın el verdiği feyz abidelerinin doğal cenneti, düşünen insanların düşünemeyenlere yenilip boğazlandığı çarmıh ! Ve Asya tarihin bile kendini gururlanarak anlattığı yaratıcının mukadderatını yaşamak ve ölmek adına çizdiği bir coğrafya. Asya !  Adına Şa-to’dan şiirler, Şao-Kin’den dualar. Asya ! Varlığına isyan yokluğuna elhamdülillah denilen zorbaların başkalaşım kayalarının un ufak tohumları ! Ve Asya ne muhteşem bir kubbe ya ezanları da olmasa ?

Tarihi 3 millete ayırmış katiplerin diliyle Türkler dünyaya dengeyi getirirken gözler güzel görsün diye Helenlere iffetle bakmış Arapların biraz uzağından dünyayı seyreder. O Türkler seyreylemiş alemi en yücelerden hep başka bakmış başkalaşanlara kimine dur demiş kimine Allah’ın eli olup öl demiş. Neden ölür insan bir insanın eliyle ? Cengiz Han’a svastika taktıran ruh mudur yüce olan yoksa torunlarına cihad dedirten inanç mıdır boynumuza vebal geleceğimize utanç duvarımız ? Kemal’e dinsizlik diye giydirilen papyonlu smokin, Sultan Mahmud’a fes ise bu kadarına inanmayana pes billahi ! Hangi katipti tarihi 3 millete ayıran, vurulsun boynu tez zamanda biz biz olmayı unutalı tarih yalandan ibarettir, hey hat ! Fuzuli’ye biçilen değeri somurtup sömüren Beethoven mudur yoksa El Kindi’yi kendimize kinle baktıran hiddet midir Einstein’in bıyık altı gülmeleri. Nereye istersen oraya gömelim seni ey tarih zigguratın tam ortasına mı yoksa çölün parayla icat edilemeyecek plazaları piramitlere mi ? Yahut kaybolan gençliğimize şahit olup eli kolu bağlı oturan yaşı kemali geçmiş toprağa finish diye bakanların hafızalarına mı ? Ey tarih sensin bizi bu hale getiren, Ayasofya’da bir Cum’a kıldırmayan ama Topkapı’da mey içip günaha meylettiren. Alimi cahilden öte bildirip gavuru gönülden sevdiren, Fatih’e devletin bekası Ahmet’i zalim ettiren. Yıldırım’a saygı Timur’a ukala diye başeğdiren. Tarihe yalan bugüne zaman yarına falan filan ! Ey tarih seni yaşayan bilmez hala anlamadın mı seni yalnız seni yaşattıran bilir. Neden konuşur bunca mürekkepten müretteb Timur yaksın diye mi yahut adına Heredot desinler diye mi ?  Doğu han,Mahmud, Timur çözemedi ki. Fuzuli sözünde diyemedi ki… Mevlana, Sultan Fatih, M. Kemal çözemedi ki ben çözeyim. Söylesen böyleyse kaderim ben neyim ! Ey tarih yargılasın beni Asya’nın adaletine hayran Ömer’in, vursun boynumu dengeyi hep dengede tutan Oğuz Kağan’ın. Lakin Müslüman diyemedim Türklüğüme, lakin insan diyemedim yaratılmışa haşa nispet yaratılmışlığıma, lakin vücud olamadım toprağın bağrından sıçrayıp ama başkalaşan bir tende. Düşünemedim seni de doğuran bir ananın olacağını birleşmesi olmadan çiftlerin varlığına inat, Darwin’e az Mao’ya saz dedim de bitiremedim içimde ki başkalaşım aşkını. Derdim varlığın yokluğu olmuşta Nietzsche’ye inandım diyemedim. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu diyen dilime inat kalbimle Süleyman niyetine mühür vuramadım mühürlenmiş bir kalbi ne diye hangi kimlikle taşıdığımı idrak edemedim. Abdulhamid’i haykırtan nefesi muzır gavurun sözünü Hızır sandım da sandığımdan çıkaramadım budur en büyük kahır. Yazamadım kalbimden dile gelmiş iki satır kendimi sattığımsa haram yemiş de şişmiş iki çift katır. Sanal olduk şeytana araç niyetine yalan olduk tarih yalandan ibaret yazarlar medresesine, kapı olduk kapıcı olduk ama biz olamadık dedelerimizin sızlayan kemiklerine inat. İnat olduk şahit olduk ama şehit olamadık tarihin yüzü suyu hürmetine. Yalana amil olduk, talana alim olduk, cahile dost olduk, gavura yaren olduk ama yar olamadık yaradanın nebisine. Yeri geldi ok olduk saplandık Timur’a hançeri Hasan’a Hüseyin’e bedduayı Sarıkamış’ta Enver’e, erkekten erkeğe Mevlana’ya ama okur olamadık hazreti Mevla’ya. Şair olduk balkon altında dizüstü etekliye, zehir olduk helal diyen emekçiye, fakir olduk Allah için yardım isteyene ama zakir olamadık inkarcıya ! Ekran başında dikizci olduk baldırı çıplakların dizi dibine, şart olduk gündüz varyemez amcaya gece noel babaya bir tek kul olamadık tarihin bize öğrettiğine aslolan Allah’a ! Ne olduk da bunları olduk ey tarih ? Söyle de bilsin şu Ebu Cehil torunu tohumu Türk suyu Müslüman kendi vurdumduymaz Einsten’e hayran Kindi’ye inanmaz, Mozart’a muhteşem Fuzuli’ye bitse de gitsem, yalana kıtmir doğruya köpek !

Ey tarih utanma vur yüzüme Abdulhamid’in lanetini Fatih’in nefretini Kemal’in şiddetini, Timur’un hiddetini , Göktürk-Han’ın ibretini. Vur ki parçalansın yüzümü kaplayan inkarcılığım vur ki özüne dönsün bugünüm. Ben okurum şehadet hikayatını raksın çölde ki serabını velakin bilmem ilim şehidini alim şahidini. Bilmeyene haddini bildir ey tarih yoksa çok bekler kıyameti uzak edenler. Ümmi olmadan cennete giden cahilden olma evliyadan bozma cübbelilerin hatrına vur artık tarih vur ! Vur ki dönsün tersine gözlerim. Ya gerçeği görsün mührü siyon yıldızına aşık sokak şirretleri yahut götür beni de gömüldüğün ‘‘kimimizin yokluğu kimimize keder kimimizin varlığı hepimize bedel ’’ dedelerimin yanına.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »